Ara
  • Sinan Baykent

Baykent Raporu'ndan ilk merhaba!

En son güncellendiği tarih: Nis 25

Medyamızın amansız bir "mahalleler diktası" altında bulunduğu bu günlerde tarihsel Avrupa milliyetçiliği ve modern sağ popülizm gibi başlıkların yanı sıra Türkiye'mizi yakından ilgilendiren meselelere dair özgün içeriklere artık kişisel sayfamdan, "Baykent Raporu"ndan ulaşabileceksiniz!


Herkese merhabalar!


Bu ilk yazı ve ilk merhaba!


Görüşüne değer verdiğim bazı büyüklerim ve dostlarım uzun zamandır beni kendi kişisel sayfamı kurmaya teşvik ediyorlardı. Nihayet bugün bana verilen desteklerden de güç alarak böyle bir site kurmaya karar verdim.


Bilindiği üzere, Türkiye'de medyanın yakalandığı amansız kutuplaşma hastalığı sebebiyle farklı seslerin ifade alanı oldukça daraldı. Dahası, kanaatlerinizi hiçbir aracı kullanmaksızın dahi paylaşmaya kalktığınızda şu veya bu mahalleye yakın durmakta "suçlanabiliyor" ve yaftalanabiliyorsunuz.


Dediğim gibi, ülkemize hâkim olan çift kutuplu genel anlayışa meydan okuyan fikir ve düşüncelerin mahallelerin yargısız infazına maruz kalmaksızın dillendirilmesi, yazılması ve çizilmesi neredeyse imkânsızlaştı. Bu kısır döngüyü aşmanın bir yolu da işte bu makaleyle ilân ettiğim "bağımsızlık" manifestosuydu.


Ulusal ve uluslararası planda farklı mecralarda yazmayı sürdüreceğim. Bana kapısını açan, beni dinlemek, dinletmek, okumak ve okutmak isteyen her platforma şimdiye kadar hep olumlu yanıt verdim. Yazılı ve görsel medyada beni sütunlarına yahut ekranlarına davet eden her ulusal ve uluslararası medya kuruluşuna, internet sitesine katkıda bulunmaya gayret ettim. Her birine buradan bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Medya düzeninin kahir ekseriyetle bu denli "konuksevmez" olduğu bir zamanda, insan sizi "olduğunuz gibi" kabul edip size alan açan mecralara iki kat müteşekkir oluyor hâliyle.


Her şeye rağmen elbette ilkesizliği ilke edinmedim. Nerede yazarsam yazayım daima kendi inandığım doğruları yazdım. Son tahlilde beni bağlayan kendi yazdıklarımdır, kendi söylediklerimdir.


Benim çizgim, neyi savunup neye karşı çıktığım - nerede yazarsam yazayım - belli ve berraktır.


Türkiye'ye karşı düşmanca tutum sergileyen FETÖ'cü, PKK'cı, DHKP-C'ci vb., dinler arası diyalog'cu, Siyonist, emperyalist ve diğer bilumum kötü niyetli odaklara her zaman cephe aldım ve bundan sonra da aynı kararlılıkla, aynı cesaretle cephe almayı sürdüreceğim.


Türkiye'de her çeşit ayrımcılığa, ırkçılığa, sosyal eşitsizliğe, haksızlığa ve nerede, ne zaman, kimden gelirse gelsin zulme karşı çıktım. Bundan sonra da aynı kararlılıkla, aynı cesaretle karşı çıkmayı sürdüreceğim.


Türkiye'de millî varlığımızı zenginleştirmeye, millî bekamızı korumaya, millî yaşayışımızı daim kılmaya, millî düşünceyi ve eylemselliği geliştirmeye, millî şuuru yükseltmeye, millî üretimi teşvik etmeye yönelik kimin zerre kadar katkısı olduysa bugüne kadar hararetle destekledim ve bundan sonra da aynı kararlılıkla, aynı cesaretle desteklemeyi sürdüreceğim.


Türkiye'de daima geniş mutabakatı, birliği, beraberliği, dayanışmayı, birbirine ne kadar zıt gözükürse gözüksün kutuplar arası karşılıklı anlayışı, kısır siyasî tartışmaların ötesinde bizden daha büyük olan ve hepimizi kuşatan "Türkiye gerçeği" olduğu bilinciyle destekledim. Bundan sonra da aynı değer ve tutumları aynı kararlılıkla, aynı cesaretle desteklemeyi sürdüreceğim.


Kaleme aldığım her yazıda, katıldığım her programda ve içeride yahut dışarıda dillendirdiğim her fikirde işte bu ilkeleri gözettim. Bundan sonra da aynı ilkeleri aynı kararlılıkla, aynı cesaretle gözetmeyi ve savunmayı sürdüreceğim.


Sosyal medyada çok farklı politik eğilimlere sahip olan ve fakat beni seven, beni destekleyen, bana umut aşılayan insanlar var. Elbette her konuda anlaşacak, her konuda mutabık kalacak değiliz. Ne var ki biz birbirimizin temel haklarını nazara aldığımız müddet ve ölçüde büyüyebilir, ancak bu vesileyle kim olduğumuzun, karşılıklı aidiyetlerimizin hangi paydalarda ortaklaştığının idrakine varabiliriz.


İnsanlar kutuplardan, kutupların normalleşmesinden ve düşünce kalıplarının tek-tipleştirilmesinden rahatsızlar. Hangi dünya görüşüne mensup olursa olsun insanlar aynı dertlerden yakınıyorlar. İnsanlar mahallelerin (iktidar ve muhalefet) diktasından, mütemadiyen bir kategoriye dâhil edilmekten artık yaka silkiyorlar. İnsanlar usandılar, bıktılar.


Ben aslında kendim için açtığım bu "özgürlük meydanı"nı, gerçekte benimle aynı sorunları yaşayan, Türkiye'ye ve dünyaya dair söyleyecek sözü olan ancak bulunduğumuz ortamda çeşitli olanaksızlık sebebiyle yılma noktasına gelen genç, yaşlı, erkek ve kadınlara ithaf ediyorum.


Ülkesini seven, ülkesinin geleceği adına hayaller kuran ve bu hayalleri ete kemiğe büründürmek isteyen insanlara selâm olsun!


Ülkesini sevmenin beynelmilel Siyonizm'i, emperyalist şebekeleri ve onlar tarafından mazlum milletlere dayatılan, mazlum ülkelerde bilhassa kışkırtılan ırkçılık fitnesini, aşırıcılık fitnesini, vahşi kapitalizm fitnesini ve liberal hayalperestlik fitnesini reddetmekten geçtiğini bilen insanlara bin selâm olsun!


"Reddetmek" bazen milyonlarca çeşit teklife denk gelir, bu da unutulmasın!


Özetlemek gerekirse;


Farklı mecralarda yukarıda sıraladığım ilkeler ışığında yazmaya devam ederken, kendi hesabıma açtığım ve benim gibi "hisseden" insanlara ithaf ettiğim özgürlük alanımı da sonuna kadar kullanacağım.


Makalelerimde hem güncel, hem de çalışma alanımı kapsayan tarihsel Avrupa milliyetçiliği ile modern sağ popülizmle ilgili siyasî gelişmeleri değerlendirmeye gayret edeceğim.


Siyaset ve analiz odaklı çalışanları davet ediyorum.


Umarım faydalı olur. Umarım istifade eden çok olur!


Herkese teşekkür, selâm ve sevgi...


Sinan BAYKENT


130 görüntüleme2 yorum

Sinan BAYKENT © 2019. Tüm Hakları Saklıdır.