Ara
  • Sinan Baykent

Romanya'nın dinsel milliyetçiliği: Corneliu Zelea Codreanu ve Başmelek Mikail Alayları

"Căpitanul" lakaplı Corneliu Zelea Codreanu 1938 yılında henüz 39 yaşındayken infaz edildi. İkinci Dünya Savaşı'nı tecrübe edecek kadar hayatta kalamayan Codreanu, kısa ömrüne rağmen, kurduğu 'Başmelek Mikail Lejyonu' vasıtasıyla Avrupa milliyetçiliği tarihinde önemli izler bıraktı. Bu bölümde Codreanu'nun 1936 yılında yayımlanan "Lejyonerlerime" başlıklı eserindeki çarpıcı bölümleri Türkçede ilk defa yayınlayacağım.


Corneliu Zelea Codreanu (1899-1938) anti-komünist düşünceyle ilk defa öğrencilik yıllarında tanışıyor. Koyu dindar bir ailede yetişen Codreanu üniversiteyi Romanya'nın Yaş kentinde okumuş, burada Rumen milliyetçi siyasetinin sayılı önderlerinden addedilen Alexandru Cuza'yla yakın ilişkiler geliştirmiştir.


Öğrencilik yıllarında Hukuk Öğrencileri Topluluğu'nun başkanlığını yapan Codreanu, 1922 yılında Hristiyan Öğrenciler Derneği'nin kuruluşuna da öncülük etmiştir. Çoğu akranı gibi 1918 hezimetini hazmetmekte zorlanan geleceğin milliyetçi militanı, Romanya'da azınlıkların dış güçlerin maşaları olduğunu, bolşevik pratiğin bu anlamda bir tehlike teşkil ettiğini ve Rumen halkının yalnızca ortodoks köklerine dönmek suretiyle toprağıyla yeniden barışmasıyla kurtulabileceği fikirlerini geliştirmiştir.


Bir teorisyenden ziyade önemli bir eylemci olan Codreanu, 1922 yılında üniversitesinin yeni akademik yılının "kutsal ayinle" açılması için protesto eylemlerini örgütlemiş ve Yaş Üniversitesi bünyesinde barikatların tesisinde aktif rol üstlenmiştir. Gerçekten de söz konusu dönemde Romanya parlamenter demokrasinin inşası ile çeşitli liberal reformların yürürlüğe girmesiyle bambaşka bir tarihsel safhaya girmişti. Bu dönüşümün doğurduğu reaksiyon ise çoğunlukla üniversitelerde yankı buluyor ve ete kemiğe bürünüyordu.


Yahudi nüfusun 200'000-300'000 arasında seyrettiği bu dönemde komünist propaganda - tıpkı diğer ülkelerde olduğu gibi - Romanya'da da esasen Yahudi nüfus üzerinden büyüme eğilimindeydi. Romanya'daki siyasî dönüşümün de (liberalleşme bağlamında) farmason ve Yahudi unsurların baskısıyla yapıldığına kani olan Cuza ve Codreanu gibi milliyetçi şahsiyetler, komünist ideolojinin yayılmasına karşı örgütlenme gereksinimi hissettiler.


1924 yılında profesör Cuza önderliğinde ve Codreanu'nun yardımlarıyla örgülenen Ulusal Hristiyan Savunma Ligi işte bu hassasiyetlerin neticesinde zuhur etmiştir. Nitekim ileri bir tarihte Başmelek Mikail Lejyonu ile Demir Muhafızlar adlı organizasyonlar da söz konusu teşkilâtın bağrından çıkacaktı.


Parlamenter demokrasiye, farmasonluğa, Yahudi varlığına ve elbette komünizme şiddetle karşı çıkan Codreanu, başlarda salt bir sosyal kuruluş olan Başmelek Mikail Lejyonu'nun içinde bulunulan sisteme karşı daha etkin bir mücadele yürütmek amacıyla silâhlanması gerektiği kararına varmıştır.


Profesör Cuza her şeye rağmen sistemin sınırları dâhilinde kalınmasının daha isabetli olacağını ve hareketin partileşmesi gerektiğini düşünüyordu. Ne var ki Codreanu ve arkadaşlarının deneyimledikleri sayısız hapis/zindan macerası onları konvansiyonel siyasetten uzaklaştırmış, radikalleştirmişti. Bir yandan silâhlanma çabalarını sürdürürken, diğer yandan legal plandaki faaliyetlerine devam eden Codreanu ve arkadaşları bu anlamda nispî başarılar da elde etmişlerdir. 1931 yılında parlamento üyeliğine seçilen Codreanu, 1933 yılında hükümetin Demir Muhafızları'nı yasaklamasıyla birlikte ise misilleme noktasında siyasî suikast yöntemlerine başvurmuştur.


1937 yılında Codreanu, kendi kurduğu "Her Şey Vatan İçin" adlı partisi ve "Ulusal Köylü Partisi" ile bir seçim ittifakına girmiş, mevzubahis ittifak seçimlerden zaferle ayrılmıştır. Buna rağmen bir çoğunluk teşkil edilememesi sebebiyle Kral II. Karol 1938 yılında seçimleri feshetmiş ve parlamenter demokrasiyi rafa kaldırmıştır.


Aynı yılda Codreanu hakkında "halkı isyana teşvik" suçlamasıyla bir kamu davası açılmış, mahkeme Codreanu'nun 10 yıl süreyle çalışma kampına yollanmasına hükmetmiştir. Alman nasyonal-sosyalizmi ile İtalyan faşizminin olgunluğa eriştiği ve İkinci Dünya Savaşı'nın ayak seslerinin iyiden iyide duyulmaya başlandığı bir dönemde tutuklanan Codreanu, Romanya'nın o dönem müttefik devletlerle hareket etmesinden mülhem "kaçmaya teşebbüs ettiği" gerekçesiyle infaz edilmiştir.


30 Kasım 1938 yılında infaz edilen Corneliu Zelea Codreanu'nun ölümünü müteakip Başmelek Mikail Lejyonu üyeleri ülke çapında olağanüstü bir şiddet dalgası yaratmış, örgüt nihayetinde 1940 yılında iktidara gelmiştir.


Codreanu'nun kaleme aldığı "Lejyonerlerime" başlıklı manifesto-deneme 1920'li, 1930'lu yılları anlamak ve bu yıllardaki milliyetçi dinamiği keşfetmek noktasında fevkalade önemli bir kaynak mahiyetindedir. Codreanu fanatizm derecesinde varan bir demokrasi karşıtı ve bir antisemitti. Bu anlamda klasik Avrupa milliyetçiliğinin devrimci vasıflarını bünyesinde ve pratiğinde cisimleştirebilmiştir. Nasyonal-sosyalist ideolojiyle - en azından eylemsellik noktasında - faşist ideolojiye nispetle daha yakın duran Codreanu milliyetçiliğinin en kritik farkı ise dindarlığında yatmaktadır. Laik hatta ateist nasyonal-sosyalizmle antisemitizm ve parlamenter demokrasiye karşı devrimci faaliyette buluşan Codreanu, derin ortodoks inancıyla ise ondan tamamen ayrılmaktadır.


Velhâsıl, Avrupa milliyetçiliğinin çok tanınmayan ve fakat vaktiyle belirleyici aksiyonerlerinden biri olan Codreanu'yu komünizm, kapitalizm, faşist İtalya, azınlıklar, milliyetçi program ve parlamenter demokrasi başlıklarıyla ilgili kendi yazılarıyla ilk kez Türkçe olarak tanımak için sizin için derlediğim ilgili bölümleri bu vesileyle dikkatinize sunuyorum. İyi okumalar!



"Bundan 3-4 gün önce Yaş sokaklarında devasa komünist eylemler vardı. Moskova'nın kriminal Yahudi elinin kışkırtmalarıyla eyleme katılan yaklaşık 10-15'000 aç işçi Enternayonal'i söylerek "Kahrolsun Kral!", "Kahrolsun Ordu!" sloganlarını bağırdılar. İşçilerin ellerinde üzerinde "Yaşasın komünist devrim!", "Yaşasın Sovyet Rusya" yazılı pankartlar vardı.

Bunlar başarılı olsalar en azından Rumen işçilerce yönetilen bir Romanya'mız olacak mıydı acaba? Rumen işçiler kendi vatanlarında efendi olabilecekler miydi? Hayır! Devrimin ertesi günü en pis tahakkümün esirleri durumuna düşecektik: Talmudî, Yahudi tahakkümünün esirleri!" (1)


"Komünizmi mağlup etmek yeterli değildir. İşçilerin haklarını da savunmalıyız. Ekmeğe ve onura onların da hakkı vardır. Oligarşik partilerle mücadele etmeli, ulusal işçi örgütleri kurmalıyız. Böylelikle işçilere haklarını devlete karşı değil devletin içinde verebiliriz. (...)

Ekmek uğruna yabancı halkların kontrolündeki bankacıların, sömürücülerin ellerine bakmamalıyız. 2000 yıldır ekmeğini alınterinden çıkaran cesur işçilere bunu yapamayız. (...)

Fakat aynı zamanda ulusal renklerimizin ardına sığınarak oligarşik ve tahakkümcü bir sınıfın işçilerin sırtından geçinmesini de kabullenemeyiz. Bu sınıfın bir yandan işçinin derisini yüzmesine, diğer yandan da ülke bayraklarını sallamasına yahut Tanrı'yı, kiliseyi ve orduyu kullanmasına izin veremeyiz. Bu sınıf ülkesini sevmiyor. Bu sınıf Tanrı'ya inanmıyor. Bu sınıf kiliselere adımını atmıyor. Bu sınıf orduyu bir hiç uğruna savaşa yolluyor ve ona saygı duymuyor." (2)


"Berlin'e yaptığım bir ziyaret esnasında büyük Faşist patlamanın haberlerini aldığımı hatırlıyorum. Roma'ya Yürüyüş ve Mussolini başarıya ulaşmıştı. Bu olaylara sanki benim ülkemde yaşanmışcasına sevinmiştim. (...)

Kulaklarımıza 'Mussolini antisemit değil, boşuna seviniyorsunuz' diye fısıldıyor Yahudi basını. (...)

Mussolini'nin antisemit olmak için İtalya bağlamında haklı bir gerekçesi yok. Fakat Mussolini Romanya'da yaşasaydı mutlaka antisemit olurdu. Zira Faşizm her şeyden önce ulusu tehditlerden korumaktır. Bu tehlikelerin imhası anlamını taşır. Faşizm, ulusun hayatına ve zaferine kapı açan bir yoldur." (3)


"Rumen halkının direncini kırmak adına Yahudiler eşsiz ve şeytanî bir plan uyguluyorlar:

1 - Rumen halkının cennete ve dünyaya dair beslediği manevî bağları koparmaya çalışıyorlar. Cennetle olan manevî bağımızı kırmak için ateist teorileri alabildiğine yayıyorlar ve bu suretle bazı Rumen liderleri Tanrı'dan alıkoyuyorlar. (...) Dünyayla olan manevî bağımızı kırmak için ise milliyetçiliğe saldırıyorlar. Milliyetçiliğin modasının geçtiğini söyleyip, bu vesileyle Rumen halkının kendi toprağıyla olan ilişkisini kesmek istiyorlar.

2 - Bu planlarında başarı sağlamak adına basının denetimini ele geçirmek için çalışıyorlar.

3 - Rumen halkını ayrıştırmak için önlerine gelen her fırsatı değerlendiriyorlar. Rumen halkının içinde ayrılığı, çatışmayı ve yanlış anlaşılmaları çoğaltmak için ellerinden geleni yapıyorlar.

4 - Rumenlerin hayatta kalma araçlarını denetim altına almak için gayret sarf ediyorlar.

5 - Rumenleri çapkınlığa sevk ediyorlar, böylelikle Rumen halkının aile kurumunu ve ahlâkî değerlerini yozlaştırıyorlar.

6 - Sersemliği yaymak suretiyle Rumenleri içki ve diğer zararlı zehirlere yönlendiriyorlar.

(...)

Rumen halkının cennet ile toprağa dair manevî bağlarını koparmak, Romanya'da kardeşler arasında çatışmayı körüklemek, ahlâksızlığı ve çapkınlığı teşvik etmek, maddî mahva yol açmak, fiziksel planda her çeşit zehri zerk etmek - bunların hepsi bir ulusu parçalamak için onlarca top atışından yahut uçak bombasından daha etkili yöntemlerdir." (4)


"Bu ülke program yokluğundan dolayı değil, insan yokluğundan dolayı ölüyor - en azından bu bizim görüşümüzdür. Başka bir deyişle bizim yeni programlara değil, insanlara - yeni insanlara ihtiyacımız vardır. Günümüzde insanlar siyasetçiler tarafından yetiştirilen ve Yahudi etkisiyle zehirlenen bir kitle hâlindedir. Bunun için en mükemmel olabilecek programdan taviz vermeleri gerekecektir. (...)

Cuza'nın önderliğinde de olsa, yeni bir siyasî parti bize yalnızca yeni bir hükümet ve yeni bir yönetim verebilecektir. Oysa bizim Lejyoner okulumuz ülkeye yeni bir Rumen tipi sunacaktır." (5)


"Demokrasi Rumen halkının birliğini parçalamaktadır. Rumenleri partilere bölmek suretiyle karşımızda yekpare bir blok olarak duran Yahudi gücüne yem etmektedir. (...)

Demokrasi milyonlarca Yahudiyi Rumen vatandaşı hâline getirmektedir. (...)

Demokrasi süreklilik arz etmemektedir. Bir, iki yahut üç yıllık iktidarlar vasıtasıyla uzun vadeli bir planı hayata geçirmek noktasında yetersiz kalmaktadır. (...)

Demokraside siyasetçi ulusuna karşı sorumluluklarını yerine getirememektedir. Demokrasilerde siyasetçiler taraftarlarının esiri konumundadırlar. (...)

Demokrasi otorite sağlamakta kifayetsizdir. Taraftarlarını kaybetmek korkusuyla skandalları cezalandıramamaktadır. (...)

Demokrasi büyük finansın hizmetindedir. Demokrasi farklı gruplar arasında rekabeti öngördüğü için büyük paraya ihtiyaç duyar. (...)" (6)


"Demokrasi ulusal seçkinler sınıfını bertaraf etmekle kalmaz, onu ulusal sınırlar dâhilindeki en berbatlarıyla değiştirir. Demokrasi ehliyetsiz ve ahlâksız insanları seçtirir. Kimler daha yozlaşmış iseler onlar seçilirler. Sihirbazlar, şartlatanlar, demagoglar ve en iyi kampanyayı yönetecek olanlar - işte seçilecek olanlar onlardır." (7)



Kaynakça -

(1) "For my Legionaries", Corneliu Zelea Codreanu, Liberty Bell Publications, York, South Carolina, 2003, s. 9.

(2) age, s. 15.

(3) age, s. 52.

(4) age, s. 106-107.

(5) age, s. 221.

(6) age, s. 304-306.

(7) age, s. 308.


Çeviren: Sinan BAYKENT ©

32 görüntüleme

Sinan BAYKENT © 2019. Tüm Hakları Saklıdır.