Ara
  • Sinan Baykent

António de Oliveira Salazar ve Demokraside Siyasî Partilerin Rolü

António de Oliveira Salazar 1932-1968 yılları arasında Portekiz'i tek başına yönetti. Ülkemizde "3 F" yasasıyla (Fado-Fatima-Futebol) tanınan ancak söz konusu yasa özelinde dahi yanlış tanınan Salazar'ın demokratik sistemlerde siyasî partilerin üstlendiği role dair çeşitli tarihlerde yaptığı değerlendirmeleri Türk okuyucular için derledim. Bu anlamda kısa bir girizgâhı bana çok görmeyeceğinizi umuyorum.



António de Oliveira Salazar (1889-1970) henüz Maliye Bakanı iken (1928-1932) geliştirdiği "Estado Novo" (Yeni Devlet) doktrinini hakiki manada ancak 1932-33 yıllarından itibaren pratiğe dökebilmiştir.


Portekiz'de vücut bulan "Estada Novo" İtalya örneğindeki gibi bir "faşist" değil, otoriter-korporatist bir devlet idi. Her ne kadar 1936 yılında paramiliter bir gençlik örgütü ("Mocidade Portuguesa" - Portekiz Gençliği) ve Portekiz Lejyonu adıyla bir milis örgüt kurmuşsa da, Salazar asla devrimci bir şahsiyet olmadı. Benito Mussolini'nin (1883-1945) aksine Salazar daima koyu bir Katolik olmuştur. Salazar tarihin hiçbir döneminde - ki buna İkinci Dünya Savaşı yılları da dâhildir - faşizmin "yeni insan" tasavvurunu paylaşmamış, Kilise'ye ve ülkedeki Hristiyanî değerlere büyük önem atfetmiştir.


Salazar hiçbir zaman askerî üniformayla poz vermedi. Güçlü bir hatip değildi ve bu anlamda diğer faşist liderlerin gibi kitlelerden ve kitlelerle bir araya gelmekten fazla haz duymuyordu. Portekiz'de şiddete ancak "son çare" olarak başvuruluyordu ve şiddet siyasî hayatın bir bileşeni şeklinde görülmüyordu. Totaliter örneklerin aksine halkın ahlâkî "terbiyesi" devlet aygıtının değil, Kilise'nin tasarrufundaydı. Dahası, Salazar diğerleri gibi (yahut "kadar") kişi kültüne tevessül etmemiştir.


28 Mayıs 1936 tarihinde yaptığı bir konuşma esnasında Salazar Yeni Devlet'in temel sütunlarını şu beş maddeyle açıklamıştı: Tanrı, vatan, otorite, aile ve emek. Yeni Devlet gerçekte "União Nacional" (Ulusal Birlik) teşkilâtıyla ayakta duruyordu. Aşağıda da göreceğimiz gibi, Salazar siyasî partilerin Portekiz toplumuna zarar verdiğini, toplumda ayrılık ve bölünme yarattığına inanıyordu. Bu anlamda "Ulusal Birlik" bugün bildiğimiz tarzda bir parti hüviyetine sahip değildi.


Salazar, Mussolini ve Adolf Hitler (1889-1945) örneklerinde olduğu gibi "yayılmacı" bir politika izlemedi. Buna mukabil Portekiz'in sömürgelerinin muhafaza edilmesi gerekliliği hususunda ikna olmuş vaziyetteydi. Bu sebepten dolaydır ki Salazar 1961 yılından ölümüne değin çeşitli sömürge savaşları başlatmış ve yürütmüştür. Yaklaşık 10'000 Portekiz askerinin hayatını kaybettiği savaşlarda bağımsızlık mücadelesi veren Angola-Gine-Mozambik üçlüsündeki kayıplar 120'000 civarında kaydedilmiştir.


İkinci Dünya Savaşı esnasında Portekiz'in "tarihsel müttefiki" konumundaki Büyük Britanya'yla çelişmemek adına tarafsız kalan Salazar yönetimi, Fransa'dan kaçan yaklaşık 75'000-150'000 Yahudi sığınmacıya da kapılarını açmıştır. Gerçekten de bu misafirperverliğin ardında yatan sebepleri doğru kavramak belirleyicidir. Salazar hiçbir zaman Portekiz milliyetçiliğinin İtalya'da yahut Almanya'da olduğu gibi gayrı-Hristiyan ve Pagan-Grek vasıflarla donatılmasını arzulamadı. Bu anlamda Salazar "üstün ırk" fantezisini çok katı bir tarzda reddediyordu. "İnanç" unsuru Portekiz milliyetçiliği üzerinde oldukça müspet bir etki etmiştir.


1945 yılında İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle birlikte Salazar Yeni Devlet bünyesinde farklı siyasî eğilimlerin çeşitli hareketler etrafında kümelenmesine ses çıkarmadı. Sansür çarkı nispeten esnetilirken, Portekiz eşzamanlı olarak takvimler 1949 yılını gösterdiğinde NATO'ya katıldı. Salazar'ın geleneksel antikomünizmi özellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) için paha biçilemez bir fırsat teşkil ediyordu. Böylelikle Portekiz Lejyonu kademeli olarak NATO güdümüne girdi ve Gladyo'nun önemli bir aracı hâline getirildi. Elbette Salazar Gladyo'nun nasıl örgütlendiğini ancak 1960'lara doğru öğrenecek ve idrak edecekti. Bu anlamda 2014'te yayımlanan José Javier Olivas Osuna imzalı Iberian Military Politics: Controlling the armed forces during dictatorship and democratisation başlıklı kitabı ilgililere hararetle öneririm. Keza Ganser Daniele'nin kaleme aldığı ve 2005 yılında yayımlanan NATO's Secret Armies: Operation GLADIO and Terrorism in Western Europe adlı kitabı da meraklılarına tavsiye ederim. 1974 yılında ise teşkilât lağvedildi (şüphesiz ki buraya en azından "resmî kayıtlarda" şeklinde bir not düşmek faydalı olacaktır).


Salazar Portekiz'i tam 36 yıl boyunca "3F" yasasıyla uyumlu bir biçimde yönetmeyi başardı. Ülkemizde Fado (geleneksel Portekiz müziği), Futbol ve Fiesta (şenlik) şeklinde bilinen ancak gerçekte Fado, Fatima (Portekiz'de 1917 yılından itibaren nam salan küçük bir kenttir. Kent halkı Hz. Meryem'in çeşitli defalar göründüğü paylaşmalarıyla ünlenmiştir. Günümüzde söz konusu şehir hac mekânı olarak telakki edilmektedir) ve Futbol teslisini temsil eden "3F" yasası uzun yıllar ülkenin çimentosu işlevini görmüştür.


Salazar'ın Yeni Devlet'i 1974 yılına kadar varlık belirtmiş, Karanfil Devrimi'yle ise tarihe karışmıştır.


Bu kısa (!) girizgâhın ardından, Türk okuyucu için yaptığım ve Salazar'ın farklı yer ve zamanlarda "demokrasilerde siyasî partilerin rolü" üzerine yaptığı değerlendirmelerin çevirilerinden oluşan derlememize bir göz atabiliriz. Çeviriyi bendeniz üstlendim ve kullandığım kaynakları aşağıda belirttim. Türkçede ilk kez yayınlanan bu derlemenin fayda getirmesini temenni ediyorum.



"Parti zihniyeti; iktidarı yozlaştırır ve küçültür, hükümetin sorunlara dair geliştirdiği vizyonu çarpıtır, çözümlerin doğal nizamını feda eder, ulusal menfaatlerle çakışır ve ulusal değerlerin ortak yararın hizmetine verilmesine tümüyle karşı çıkmıyorsa bile en azından köstek olur. Meselenin bu boyutu - en azından benim gözümde - fevkalade ciddidir.


Karşıma çok çeşitli ve oldukça karmaşık sorunlar çıkıyor. Ulusal hayat ritminin son yıllarda tecrübe ettiği sınırsız gelişim ile dünyanın içinde debelendiği kriz ve dönüşüm ortamı pek çok meseleye yüksek dereceden hassasiyet ve keskinlik kazandırıyor. Vatanın zinde kuvvetleri ile onların üst-düzey ahlâkî ve entelektüel değerlerini partiler arası savaşta heba etmenin ne gibi bir anlamlı olabilir? Yalnızca bu zaviyeden ele alındığında dahi partiler politikası ulusal birliğe zararlıdır. Öte yandan ulusal birliğin gerçekleşmesinin, tam aksine, böylesi bir organizasyon aracılığıyla mümkün olduğunu ifade edenler olduğunu duyuyorum. Şüphesiz ki olaylara farklı yaklaşılabilir. Fakat olayları doğru ve iyi görmenin birden çok yolu olduğundan emin değilim." 7 Ocak 1949 - (1)



"... Ah şu parti saplantısı - beliren ve kaybolan, parçalanan ve bütünleşen, değişen ve dönüşen, ittifaklara giren ve ittifakları bozan, ülkenin siyasî eğilimlerini benliğinde temsil ettiğini iddia eden fakat pratikte yalnızca müşterilerinin hırslarının temsil kabiliyetini elinde bulunduran şu parti saplantısı!" 11 Şubat 1949 - (2)



"Muhalefet ile partiler aynı şey değildir. Partiler siyasî hayatın 'olmazsa olmaz' unsuru değildir. Anayasanın partileri serbest bırakmıyor oluşu çatlak seslerin çıkmayacağını, dahası bu seslerin ifade alanı bulamayacağını yahut hükümete etki etmeyeceğini sonucunu doğurmayacaktır. Tam aksine. Yalnızca partilerden bağımsız, açık ve ulusal olan hükümetler partilere, dogmalara yahut çıkar gruplarına bağımlı hâle gelmeksizin bu sesleri layıkıyla duyabilir, dikkate alabilir ve kendi doktrinine iliştirebilir. Partiler kapitüle etmeksizin yahut kendi yıkımlarını tetiklemeksizin bu sesleri duyamaz, gereklerini yerine getiremez." 1 Temmuz 1958 - (3)



"Demokrasi tarihinin her an yeni bir örneğini sunduğu üzere kendi payıma siyasî ayrılıkların sunî olduğunu düşünüyorum. Halk, halk olarak kadim bir ulusa bağlı olduğunda mutlak suretle birliğe uzanmaya çalışır. Böylesi bir halk ortak yarar gereksinimini neredeyse içgüdüsel olarak hisseder ve yalnızca bir şeyi yürekten diler: iyi yönetilmek." 6 Aralık 1958 - (4)



"Demokrasinin esası yahut söz konusu esasın kurumlarımızda gerçek manada temsil edilip edilmediği soruları etrafında yürütülen teorik birtakım tartışmalarda kaybolmak istemiyorum. Yalnızca şunu ifade etmek isterim ki, parti yokluğu kati suretle hükümet eleştirisini inkâr etmemektedir. Günümüz dünyasında halkların çoğu siyasî meselelerden ziyade iktisadî ve sosyal meselelerle meşguldür. Bu anlamda kitleleri ilgilendiren esasen söz konusu alanlardır, partiler yahut parti programlarının felsefî temelleri değil. Nitekim durum böyle olmasaydı oy eğilimlerinin bu kadar sık değişmesine, bazen de halkın sandığa hiç meyletmeyip kendini siyasî mücadelelerden bütünüyle geri çekmesine bir anlam verilemezdi. Rekabete odaklanılırken, hayat geçiyor." Nisan 1963 - (5)



Kaynak:

(1) Dictionnaire politique de Salazar, Jacques Ploncard d'Assac, Editions SNI, 1964, s.71-72.

(2) age, s.72.

(3) age, s. 81.

(4) age, s.84.

(5) age, s.84-85.


Çeviren: Sinan BAYKENT ©




10 görüntüleme

Sinan BAYKENT © 2019. Tüm Hakları Saklıdır.